Erkek Karısını Neden Arzulamaz? Evlilikten İktidara Uzanan Siyasal Bir Okuma
Bir erkeğin eşini artık arzulamaması ilk bakışta mahrem, hatta yalnızca psikolojik bir mesele gibi görünebilir. Oysa insan ilişkilerine biraz daha dikkatle baktığımızda arzunun da güç, norm, kurum ve toplumsal düzen tarafından şekillendiğini fark ederiz. Kim kime yaklaşabilir, kimden ne beklenir, evlilik içinde kimin emeği görünür kabul edilir, kimin arzusu meşru sayılır?
Bu nedenle “erkek karısını neden arzulamaz?” sorusunu yalnızca hormonlara, rutine veya fiziksel çekime indirgemek eksik kalır. Burada küçük bir aile kurumu ile büyük siyasal düzen arasında şaşırtıcı bir bağlantı vardır.
İktidar Evde Başlarsa Arzu Nereye Gider?
Merhaba! Erkek karısını neden arzulamaz üzerine hazırlanmış bu yazı, Charterucakbileti okuyucuları için özel olarak düzenlendi.
Siyaset biliminin temel sorularından biri şudur: İktidar kimde ve hangi koşullarda meşrudur? Aynı soru evlilik için de sorulabilir.
Eşlerden birinin sürekli karar veren, diğerinin ise sürekli uyum sağlayan taraf olması zaman içinde ilişkinin niteliğini değiştirebilir. Karı-koca arasındaki ilişki yurttaş-devlet ilişkisi değildir elbette; fakat her ikisinde de güç dağılımı, beklentiler ve kurallar davranışları biçimlendirir.
Bir kadın yalnızca “eş”, “anne” veya “evin sorumlusu” kimliklerine sıkıştırıldığında, erkeğin zihninde partnerlik ilişkisi de dönüşebilir. Arzu ise çoğu zaman eşitlik, merak, özgürlük ve karşılıklılık duygusundan beslenir.
Burada provokatif soru şudur: Bir insanı sürekli görevleri üzerinden tanımlarsak, onu yeniden arzulamayı nasıl bekleyebiliriz?
Kurumlar ve Evliliğin Siyaseti
Evlilik yalnızca iki insanın özel anlaşması değildir; hukuk, ekonomi, kültür, din, aile politikaları ve toplumsal cinsiyet normları tarafından çevrelenmiş bir kurumdur.
Devletin aileye ilişkin politikaları bile insanların birbirini nasıl gördüğünü etkileyebilir. Kadının temel görevinin annelik olduğu fikri güçlendirildiğinde, kadın yurttaş olmaktan önce “ailenin taşıyıcısı” olarak konumlandırılabilir. Böyle bir ideolojik çerçevede kadın ile erkek arasındaki ilişki, eşit yurttaşların ortaklığı olmaktan uzaklaşıp geleneksel rollerin tekrarlandığı bir düzene dönüşebilir.
Türkiye’de aile ve kadın politikalarının son yıllardaki tartışmaları bu açıdan dikkat çekicidir. 2025 yılında hükümetin daha büyük aileleri teşvik eden politikaları gündeme gelirken, kadınların evlilik, boşanma ve aile içindeki konumuna ilişkin tartışmalar da siyasal alanın önemli başlıkları arasında kaldı.
Freedom House
İdeoloji Arzuyu Nasıl Şekillendirir?
İdeoloji yalnızca seçim dönemlerinde karşımıza çıkan siyasi sloganlardan ibaret değildir. “İyi kadın”, “iyi erkek”, “iyi eş” ve “iyi aile” hakkındaki kabullerimiz de ideolojik bir düzenin parçalarıdır.
Kadından fedakârlık, erkekten otorite bekleyen bir toplumsal model, başlangıçta düzenli ve anlaşılır görünebilir. Fakat bu model uzun vadede karşılıklılığı zayıflatabilir. Erkek eşini bir bireyden ziyade yerine getirmesi gereken rolleri olan biri olarak görmeye başladığında, erotik merakın yerini alışkanlık ve görev bilinci alabilir.
Tam tersine, ekonomik ve sosyal açıdan daha eşit ilişkilerde tarafların birbirini yalnızca işlevleri üzerinden değerlendirme ihtimali azalabilir.
Burada mesele “güçlü kadın erkeği korkutur” gibi basit ve cinsiyetçi açıklamalar değildir. Asıl mesele, eşitlik ile iktidarın aynı ilişkide nasıl dengelendiğidir.
Demokrasi ile Arzu Arasında Bir Bağ Var mı?
Demokrasinin merkezinde katılım, temsil ve hesap verebilirlik bulunur. Bir yurttaşın yalnızca seçim günü oy kullanması nasıl yeterli değilse, evlilikte de yalnızca aynı evde yaşamak gerçek ortaklık anlamına gelmez.
İlişkide karar alma süreçlerine katılım yoksa, duygusal emek tek tarafa yükleniyorsa ve taraflardan biri sürekli “yönetici”, diğeri “uygulayıcı” konumundaysa ilişkinin demokratik niteliği zayıflar.
Dünyadaki siyasal temsil verileri de bize daha geniş bir tablo sunuyor. 2025 itibarıyla OECD ülkelerinde kadınların parlamentolardaki ortalama temsili yüzde 34’e yükselmiş olsa da önemli eşitsizlikler devam ediyor.
OECD
Küresel ölçekte kadınlar parlamentoların yalnızca yüzde 27,2’sini oluştururken kabine üyeliklerinde oran yüzde 22,9 civarında kalıyor.
UN Women Knowledge
Bu rakamların evlilikteki arzuyla doğrudan matematiksel bir ilişkisi yoktur. Fakat ortak bir soruyu görünür kılarlar: Bir toplum kadınların karar alma gücünü ne kadar kabul ediyor?
Yurttaşlık, Meşruiyet ve Evlilik
Modern demokraside iktidarın kabul edilebilir olması için meşruiyet gerekir. Benzer biçimde, ilişkilerde de yalnızca “ben böyle istiyorum” yaklaşımı uzun vadede yeterli değildir.
Bir eşin diğerinden sürekli fedakârlık beklemesi, fakat kendi davranışlarını sorgulamaması ilişkinin meşruiyetini aşındırabilir. Arzu da bu aşınmadan etkilenebilir.
Çünkü arzu yalnızca bedene yönelik değildir. İnsan çoğu zaman kendisini gören, dinleyen, ciddiye alan ve özgür bir özne olarak kabul eden kişiye daha güçlü bir yakınlık hisseder.
Bu noktada kişisel değerlendirmem şu: Belki de bazı evliliklerde kaybolan şey cinsel çekimden önce siyasal eşitlik duygusudur.
Karşılaştırmalı Bir Bakış: Aileden Parlamento Salonuna
Kadınların siyasal katılımının güçlü olduğu ülkeler, aile içindeki tüm sorunları çözmüş değildir. İskandinav ülkelerinde bile toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri tamamen ortadan kalkmış değil. Ancak kadınların karar mekanizmalarındaki görünürlüğünün artması, toplumsal normların değişebileceğini gösteriyor.
Türkiye’de ise kadınların siyasal temsilinin hâlâ düşük olması dikkat çekici. UN Women verilerine göre 2025 itibarıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki kadın parlamenterlerin oranı yüzde 19,9.
Türkiye UN Women
Bu bize önemli bir soru bırakıyor: Kadını kamusal alanda karar veren bir yurttaş olarak görmekte zorlanan bir toplum, özel alanda onu tamamen eşit bir partner olarak görmekte ne kadar başarılı olabilir?
Elbette bireysel evlilik sorunlarının tamamını siyasal sisteme bağlamak doğru değildir. Cinsel isteksizlik; stres, sağlık sorunları, depresyon, ilaçlar, ilişki çatışmaları, travmalar veya kişisel tercihlerden de kaynaklanabilir. Fakat toplumsal düzenin bireysel davranışlar üzerindeki etkisini görmezden gelmek de aynı ölçüde yanıltıcıdır.
Asıl Soru: Arzu mu Kayboldu, Eşitlik mi?
“Erkek karısını neden arzulamaz?” sorusunun tek bir cevabı yoktur. Bazen gerçekten fiziksel çekim azalır. Bazen yılların rutini ilişkiyi dönüştürür. Bazen çözülemeyen kırgınlıklar cinselliği etkiler.
Fakat siyasal bir mercek bize başka bir ihtimali gösterir: İlişkinin aktörleri birbirini yurttaş gibi, yani hakları, tercihleri ve iradesi olan eşit özneler olarak görmeyi bıraktığında, arzu da bundan etkilenebilir.
2025’te Birleşmiş Milletler Kadın Birimi, toplumsal cinsiyet eşitliğine karşı yükselen “geri tepme” hareketlerinin yalnızca kadın haklarını değil, demokratik kurumları da zayıflatabildiğine dikkat çekti.
UN Women Knowledge
Belki de mesele tam burada düğümleniyor: Bir ilişkide iktidar arttıkça özgürlük azalıyor mu? Özgürlük azaldıkça arzu da azalıyor mu?
Ve daha rahatsız edici soru şu: Evliliği yalnızca düzeni koruyan bir kurum olarak mı görüyoruz, yoksa iki özgür insanın her gün yeniden kurduğu demokratik bir ortaklık olarak mı?
Bu soruya verilen cevap, yalnızca yatak odasının değil, toplumun nasıl bir düzen istediğinin de küçük bir aynası olabilir.