Problem Seçimi İçin Önemli Kriterler Nelerdir? Felsefi Bir Bakış
Hayatımızda birçok önemli karar alırız: Ne okumalıyız, hangi işte çalışmalıyız, hangi arkadaşlarımıza değer vermeliyiz. Ancak belki de en önemli karar, hangi problemi çözmek için enerji harcayacağımızı seçmektir. Çünkü bir problem seçmek, hem kişisel hem de toplumsal yaşamımıza şekil veren bir karardır. Peki, bir problemi seçerken hangi kriterleri göz önünde bulundurmalıyız? Problemi nasıl anlamalıyız, çözüm yollarını seçerken hangi felsefi perspektiflere başvurmalıyız?
Bu yazıda, problem seçiminin kriterleri üzerine etik, epistemoloji ve ontoloji perspektiflerinden derinlemesine düşünmeye çalışacağız. Günümüzde sıkça karşılaştığımız etik ikilemler, bilgi kuramı ve varlık felsefesi ışığında, bu soruya yaklaşırken, farklı filozofların görüşlerinden nasıl faydalanabileceğimizi keşfedeceğiz.
Etik Perspektif: Hangi Problemi Seçmek Doğrudur?
Etik, doğru ile yanlış arasındaki sınırı çizen felsefi bir disiplindir. Herhangi bir problemi çözmeye karar verirken, bu problemin doğru veya yanlış olma durumu, bizi birey olarak nasıl etkilediği, topluma ne gibi yararlar sağladığı gibi etik kriterler oldukça önemlidir.
Doğru ve Yanlış Arasında: Etik İkilemler
Problemleri seçerken karşılaştığımız en temel etik sorulardan biri şudur: Bir problem çözülmeli mi? Bu, basit bir soru gibi görünebilir ancak etik açıdan karmaşık bir meseledir. Immanuel Kant, eylemlerimizin ahlaki doğruluğunun, sadece sonuçlara dayalı olmaması gerektiğini, aksine eylemlerimizin evrensel bir yasa gibi herkes tarafından kabul edilebilir olması gerektiğini savunmuştur. Kant’a göre, bir problemi çözmek, onun ahlaki ve evrensel doğruluğuna dayanmalıdır.
Örneğin, çevre sorunları gibi küresel problemleri ele alalım. Bu tür büyük sorunlar, sadece kendi çıkarlarımızı değil, tüm insanlığı ve doğal dünyayı etkileyen etik sorulardır. Çevre krizi, insanların sınırsız tüketimi ve doğanın tükenmesiyle ilgili bir problem olarak karşımıza çıkarken, bu problemin çözülmesi, sadece bireysel değil, küresel bir etik sorumluluğu da gerektirir. Bu bakımdan, çevreye zarar veren bir endüstriyel faaliyeti durdurmak, Kantçı etik çerçevesinde doğru bir adım olabilir çünkü bu, tüm insanlık için evrensel geçerliliği olan bir ilkeye dayanır: doğayı korumak.
Sonuçların Değerlendirilmesi: Etik Sorular
Bir problemin etik açıdan seçilmesi, onun olası sonuçlarıyla ilgilidir. John Stuart Mill, faydacılık anlayışıyla, bir eylemin ahlaki doğruluğunun, onun en büyük mutluluğu sağlaması gerektiğini savunur. Bu açıdan, bir problem seçimi, sadece kişisel veya dar bir grup çıkarını değil, toplumsal faydayı da göz önünde bulundurmalıdır. Eğitimde fırsat eşitliği gibi bir problem seçildiğinde, bu, bireylerin gelişimine katkı sağlayacak ve dolayısıyla toplumsal mutluluğu artıracaktır.
Epistemoloji Perspektifi: Problemin Doğru Anlaşılması ve Bilgiye Dayalı Seçimler
Epistemoloji, bilginin doğasını ve sınırlarını sorgulayan bir disiplindir. Bir problemi çözmeye karar verirken, bu problemin doğru anlaşılması ve çözümüne yönelik bilgiye ne derece sahip olduğumuz, çok önemli bir kriterdir. Problem seçimi, bilgi kuramı açısından, doğru bilgiye dayalı kararlar almayı gerektirir.
Bilgiye Dayalı Problem Seçimi
Sokratik yöntem, bilginin sürekli sorgulanması gerektiği görüşünü savunur. Sokrat’a göre, doğru bir problem seçimi yapmak, bilgiyi sorgulamak ve doğru soruları sormakla mümkündür. Yani bir problem, doğru bir şekilde tanımlandığında, o problem üzerinde sağlıklı bir çözüm üretmek de daha kolay olacaktır.
Bilgiye dayalı problem seçimi, çeşitli disiplinlerde daha etkili sonuçlar doğurur. Örneğin, sağlık alanında pandemi gibi küresel bir sorunun çözülmesi, yalnızca tıbbi bilgilere dayanarak değil, aynı zamanda toplumsal dinamikler, ekonomik etkiler ve kültürel faktörler üzerine de bilgi sahibi olmayı gerektirir. Sağlık ve ekonomi arasındaki dengenin iyi anlaşılması, çözüm önerilerinin sağlam bir bilgi temeline dayanmasını sağlar.
Yanılgılar ve Önyargılar
Epistemolojik olarak, insanlar bazen yanılgılar veya önyargılar nedeniyle yanlış problemleri seçebilirler. Thomas Kuhn’un bilimsel devrimler üzerine olan teorisi, bilimin belirli paradigma sistemleri etrafında dönmeye eğilimli olduğunu ve bu paradigmanın dışındaki problemlerin göz ardı edilebileceğini savunur. Yani, eğer bir toplumda mevcut bir anlayışa dayalı olarak belirli problemlere odaklanılırsa, bazı diğer önemli sorunlar gözden kaçabilir.
Bir örnek vermek gerekirse, teknoloji dünyasında yapay zeka ve makine öğrenimi gibi devrim niteliğinde bir konu varken, ekolojik felakette olduğu gibi, toplumsal ve çevresel etkileri de göz ardı etmemek gerekir. Bu epistemolojik yaklaşımda, bilgiye dayalı seçimler yaparken, var olan bilgiye karşı bir eleştiri geliştirmek ve farklı bakış açılarını göz önünde bulundurmak önemlidir.
Ontolojik Perspektif: Problemin Varlığı ve Gerçekliği
Ontoloji, varlık ve gerçeklik üzerine sorular soran felsefi bir alandır. Bir problemi seçmek, o problemin gerçekliği ile doğrudan ilişkilidir. Problemi seçerken, problemin ne kadar gerçek olduğunu, toplumda hangi derinliklere indiğini ve bu problemin gerçekten var olup olmadığını anlamak, ontolojik bir bakış açısını gerektirir.
Problemin Gerçekliği
Ontolojik açıdan, bazı problemler daha belirgindir ve somut bir gerçekliği vardır. Örneğin, sosyal eşitsizlik gibi bir problem, somut veriler ve gözlemlerle desteklenebilir ve bu açıdan gerçeklik olarak kabul edilebilir. Ancak, diğer problemler, daha soyut ve daha az belirgindir; örneğin, bir toplumda insanların ruhsal sağlığı ile ilgili sorunların varlığı, bazen gözlemlerle değil, daha çok kişiler arası etkileşimlerin bir sonucu olarak ortaya çıkar.
Martin Heidegger, varlık üzerine yaptığı çalışmalarda, insanın dünyada varlık olarak nasıl yer tuttuğunu ve dünyanın anlamını nasıl yapılandırdığını tartışmıştır. Bu bağlamda, bir problem seçerken, toplumun mevcut durumuyla ve varlık anlayışıyla nasıl ilişkilendiğine dair derin bir düşünce gerekir. Varlık felsefesi, problemlerin seçilmesinde, toplumun mevcut yapısına ve bu yapının nasıl algılandığına dair önemli ipuçları sunar.
Sonuç: Problemi Seçmek Bir Karar Değil, Bir Yolculuktur
Problemin seçilmesi, yalnızca bir karar verme süreci değil, aynı zamanda bir yolculuktur. Etik, epistemolojik ve ontolojik perspektiflerden bakıldığında, bir problemi seçmek, tüm bu katmanların iç içe geçmesiyle anlam kazanır. Doğru bir problem seçimi yapmak, sadece akıl yürütme becerilerimize değil, aynı zamanda toplumsal sorumluluklarımıza, bilgiye olan yaklaşımımıza ve dünyaya dair varlık anlayışımıza dayalıdır.
Sonuç olarak, bir problemi seçerken, sadece pratikteki yararlarını düşünmek değil, toplumsal etkilerini, felsefi derinliğini ve gerçekliğini de göz önünde bulundurmalıyız. Peki, siz hangi problemi çözmeye karar verirken, bu üç felsefi perspektifi göz önünde bulunduruyorsunuz? Seçimlerinizi ne kadar sorguluyor ve onları daha derin bir bakış açısıyla ele alabiliyor musunuz?